Gönderen Konu: DİĞER PSİKOTİK BOZUKLUKLAR  (Okunma sayısı 5726 defa)

sehzadeyavuz

  • Ziyaretçi
DİĞER PSİKOTİK BOZUKLUKLAR
« : Mayıs 10, 2008, 09:51:56 ÖS »
DİĞER PSİKOTİK BOZUKLUKLAR
Öğr. Gör. Dr. Aslıhan Sayın 5. sınıf ders notları

 
SANRISAL BOZUKLUK

            Sanrıların klinik olarak ön planda olduğu, şizofrenideki gibi kişilikte bozulmaya ve yeti kaybına neden olmayan bir psikotik bozukluktur.

Toplum genelinde görülme sıklığı %0.02-0.03tür. Fakat bu hastalar çoğunlukla hastalık iç görüsüne sahip olmadıkları için ve sanrılarını egosintonik olarak yaşadıkları için kendiliğinden hekime başvurmazlar. Belirgin yıkım ve yeti kaybına neden olmadığı için de, hasta yakınları tarafından bile bazen gözden kaçabilirler. Bu yüzden, toplumdaki gerçek sıklığı yukarıda verilen değerden daha fazla olabilir.

Ortalama başlangıç yaşı 40dır. Kadınlar arasında daha sık görülür. Düşük sosyoekonomik durum ve göç etmiş olma risk faktörlerindendir. Olguların çoğunluğu evlidir.

Etiyoloji:

            Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bazı organik ve psikolojik etkenler tanımlanmaya çalışılmıştır. En çok suçlanan beyin bölgeleri limbik sistem ve bazal ganglionlardır. Kişilik yapılarına ve gelişimine bakıldığında; genellikle başkalarına güven duymakla ilgili bir sorunları olduğu, insan ilişkilerinde aşırı duyarlı kişiler olup, başkalarının davranışlarını ayrıntılı bir şekilde gözden geçirdikleri halde kendi davranışlarına karşı aynı iç görüyü gösteremedikleri, bu durumun gelişmesinde aşırı kontrol eden bir anneyle mesafeli sadistik bir babanın bulunduğu hostil bir aile çevresinin rol oynayabileceği düşünülmektedir. Sıklıkla kullandıkları savunma mekanizmaları yadsıma, yansıtma ve karşıt tepki kurmadır.

Alt tipleri:

            DSM-IV-TRda önde gelen sanrının içeriğine göre 7 alt tip tanımlanmıştır:

-         Erotomanik Tip (Clerambault sendromu): Genellikle daha yüksek bir konumu (statüsü) olan başka bir kişinin kendisine aşık olduğuna ilişkin sanrılar

-         Büyüklük (grandiyöz) Tip: Çok değerli, güçlü, bilgili, özel biri olduğuna, kutsal bir güç ya da ünlü bir kişi ile özel bir ilişkisi olduğuna ilişkin sanrılar

-         Kıskançlık Tipi (Othello sendromu veya Evlilik Paranoyası): Eşinin sadakatsizlik gösterdiğine ilişkin sanrılar

-         Persekütuar Tip: Kendisine (ya da kendisine yakın olan birine), bir şekilde kötü niyetli davranıldığına ilişkin sanrılar

-         Somatik Tip: Fiziksel bir kusurunun ya da genel tıbbi bir durumunun olduğuna ilişkin sanrılar

-         Karma Tip: Yukarıdaki tiplerden birden fazlası için karakteristik olan sanrılar vardır ancak bunlardan hiçbiri daha belirgin değildir

-         Belirlenmemiş tip: Bu grupların hiç birine uymayan hastalardır. Capgras sendromunda kişi çevresindeki insanların ve yakınlarının gerçek olmadığını, gerçeğinin ikizi olduğunu veya onunla yer değiştirmiş bir sahtekar olduğunu söyler. Fregoli sendromunda ise persekütörün bir aktör gibi değişik yüzler takındığına inanılır.

Paranoid düşünce yansıtma savunma mekanizması ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Buna göre; kişi bilinç dışı dürtü ve eğilimlerini dış dünyadan geliyormuş gibi algılar. Büyüklük sanrılarında ise altta yatan değersizlik duygularının yadsıma ve karşıt tepki oluşturma düzenekleri ile büyüklük sanrılarına dönüştüğü düşünülmektedir.

Perseküsyon sanrıları sosyal etkileşimlerin yanlış yorumlanması ile bağlantılıdır. Bu kişiler çevreden gelen tehdit içerikli uyaranları öncelikli olarak algılarlar ve dikkatleri de tehdit içeren uyaranlara yöneliktir. Olumlu olayları kendilerine, olumsuz olayları ise dış olaylara bağlama eğilimindedirler. Kişinin bu tehdit algısı tolere edemeyeceği düzeye ulaştığında, buna bir açıklama getirmesi gerekir ve sanrısal bir sistemin oluşumu (kristalleşmesi) duruma bir çözüm getirmiş olur. Bu durum kişinin gittikçe daha fazla izole olmasına neden olur. Artan sosyal izolasyon tehdit altında hissetme duygularını arttırır. Bu şekilde kanıtlar da gittikçe artar. Zamanla kişinin çevresinde bir yalancı toplum oluşur. Zaman içinde kişisel önemin abartılması, büyüklük ve dünyayı kurtarma düşünceleri ortaya çıkabilir. Hasta sürekli olarak bu düşünceler ve bu düşünceleri engellemeye çalışan yalancı toplum ile mücadele durumuna düşebilir.

Klinik Belirti ve Bulgular:

            Hastalarda gözle görünür bir yıkıma çoğunlukla rastlanmaz, işlevselliği bozulmamıştır, benlik bütünlüğü korunmuştur ve sanrı içeriği dışında kalan konularda formal düşünce bozulmamıştır. Bu yüzden, sanrısıyla ilgili konuşmadığı zamanlar hekimler bile karşılarında psikiyatrik bir rahatsızlığı olan biri olduğunu anlamayabilirler.

            Sanrıların en az bir aydır devam ediyor olması, bizar nitelik göstermemesi ve çoğunlukla tek bir alana odaklanmış olması diğer bir önemli özelliktir. Hasta sanrısından bahsederken ayrıntıcı olma eğilimi gösterir. Bazen bunun bir sanrı mı, normal bir düşünce mi olduğunu ayırt etmek kolay olmayabilir.

            Nadiren sanrı içeriğiyle bağlantılı işitsel halüsinasyonlar görülebilir fakat şizofreninin diğer belirtileri gözlenmez. Depresif belirtiler tabloya sıklıkla eşlik eder. Hastalığına karşı iç görüsünün olmaması, sanrının çok dirençli  olması hastalığın önemli diğer özellikleridir.

Seyir ve Sonlanım:

            Prognozu genel olarak kötüdür ve sanrı genellikle ilaca dirençlidir. Yaklaşık %25i şizofreniye, %10u duygudurum bozukluğuna dönüşebilir. Uzun süreli takipte, hastaların %50si iyileşir, %20sinde belirtilerde azalma olur ve %30unda belirtilerde bir değişiklik gözlenmez. Yüksek düzeyde mesleki, sosyal ve işlevsel uyumun olması, kadın olma, 30 yaşından önce başlangıç, ortaya çıkarıcı etkenlerin bulunması ve hastalık süresinin kısalığı iyi prognoz göstergeleridir.

Ayırıcı Tanı:

            Şizofreni, organik ruhsal bozukluklar (SSS tümörleri, deliryum, demans, madde kullanımına bağlı psikozlar), duygudurum bozuklukları, paranoid kişilik bozukluğu ve diğer psikotik bozukluklar ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Şizofreniden en önemli farkları:

-         İşlevselliğin korunmuş olması ve yeti kaybının bulunmaması

-         Sanrıların bizar olmayan, sistematik ve daha odaklanmış olması

-         Şizofreninin diğer belirtilerinin (örneğin halusinasyon, Schneiderian sanrılar, dezorganize davranışlar, enkoherans vs) eşlik etmemesidir.

Tedavi:

            Tedaviye genelde kendiliğinden başvurmazlar ve tedavi işbirliği yapmazlar. Öncelikle hastayla bir güven ilişkisinin kurulması önemlidir. Tedaviye, ilaca, küçük bir yan etkiye bile aşırı tepkili olabilirler. Tedavide antipsikotik ilaçlar kullanılır fakat ilaca yanıt sınırlıdır. İlaçların yan etkileri konusunda bilgi vermek işbirliğini kolaylaştırabilir. Güven ilişkisinin sağlanabildiği olgularda tedaviye psikoterapiyi de eklemek faydalı olabilir.

 ŞİZOAFFEKTİF BOZUKLUK

            Şizoaffektif bozukluk hem şizofreni, hem de duygudurum bozukluğu belirtileri gösteren hastalar için kullanılan bir tanıdır. Tanı kriterlerine göre; hastada duygurum belirtileri olmadan (manik veya depresif belirtiler) da en azından 2 hafta süren hezeyan ve halusinasyonların görülmesi gerekmektedir. Bu psikotik belirtilere ilaveten, ataklar halinde gelen depresif veya manik belirtilerin tabloya eşlik etmesiyle şizofreniden, duygudurum atakları arasındaki dönemlerde tam iyileşme olmaması ve işlevselliğin tamamen düzelmemesi açısından da bipolar affektif bozukluktan ayrılır. Yine de, şizofreni-bipolar bozukluk sınırında duran, her iki tarafa da tamamen girmeyen hastalar için kullanılan, tartışmalı bir tanı grubu olduğu da söylenmektedir.

Epidemiyoloji:

            Tartışmalı bir tanı olmasından ve çalışmalarda farklı tanı kriterlerinin kullanılmasından dolayı epidemiyolojik bilgiler çelişkilidir. Genel toplumda prevelansının %1den daha az olduğu düşünülmektedir. Kadınlarda, erkeklere göre daha sık gözlenmektedir. Aile çalışmaları şizoaffektif bozukluğu olan hastalarının birinci derecede akrabalarında hem şizofreni, hem de duygudurum bozuklukları açısından artmış risk olduğunu göstermektedir.

Belirti ve bulgular:

            Şizofreni, mani ve depresyondaki tüm belirtiler izlenebilir. Bu belirtiler eş zamanlı olabileceği gibi, değişik zamanlarda da ortaya çıkabilir. Psikotik belirtiler duygudurumla uyumlu veya uyumsuz olabilir.

Seyir ve prognoz:

            Prognozunun, genel olarak, şizofreniden iyi, duygudurum bozukluklarından kötü olduğu düşünülmektedir. Yaklaşık olarak hastaların %20-30unda gittikçe artan yıkım gözlenir ve bu hastalarda psikotik belirtiler daha baskındır. Kötü prognoz göstergeleri şunlardır:

-         Hastalık öncesi işlevselliğin kötü olması

-         Sinsi başlangıç

-         Ortaya çıkarıcı etkenlerin bulunmaması

-         Psikotik belirtilerin baskın olması

-         Erken başlangıç

-         Ailede şizofreni öyküsü

Ayırıcı tanı:

            Ataklar halinde gelen duygudurum belirtilerin tabloya eşlik etmesi ile şizofreniden, ara dönemde tam iyilik hali olmaması ile psikotik özellikli duygudurum bozukluklarından (örneğin; psikotik mani, psikotik depresyon) ayrılır. Tıbbi nedenlere ve madde kullanımına bağlı bozukluklar da ayırıcı tanıda dışlanmalıdır.

Tedavi:

            Tıpkı tanıda olduğu gibi, tedavide de tartışmalar vardır. Genelde önerilen, akut tedavide antipsikotik kullanımı; sürdürüm tedavisinde ise manik ataklar ön planda ise lityum, valproik asit, tegretol gibi duygudurum düzenleyicileri, depresif ataklar ön plandaysa antidepresan tedavidir. En uygun tedavi yaklaşımı hasta için kişiselleştirilmiş tedavidir.

 KISA PSİKOTİK BOZUKLUK

            Temel özelliği; bir ayı geçmeyen, ancak bir günden de az olmayan sanrı, varsanı, dezorganize konuşma ve davranış gibi psikotik belirtilerin varlığıdır. Bu belirtiler duygudurum bozukluğu, şizofreni, tıbbi duruma veya madde kullanıma bağlı psikotik durumlarla ilişkili olmamalıdır.

            Bu bozukluğun esas olarak psikolojik kökenli olduğu kabul edilir. Sosyal ve biyolojik etkenler katkıda bulunuyor olabilir. olguların önemli bir bölümünde kişilik bozukluğuna rastlanır. Gerçek kısa psikotik bozukluğun nadir olduğu, olguların büyük kısmının takip sonucunda şizofreni tanısı aldığı bilinmektedir.

            Tedavi hastaya göre bireysel olarak düzenlenmelidir. Ajitasyon ve uyku sorunu için psikotrop ilaçlar gerekebilir. Bu açıdan benzodiazepinler genellikle yeterli olur. Mutlaka antipsikotik kullanımı gerektiren olgularda, antipsikotikler kısa süreli ve düşük dozda verilebilir.

            Hastalığın iyileşmesinde stres etkeninden uzaklaştırmak özellikle önem taşır. Bazen sadece ortam değişikliği bile yeterli olabilecekken, bazı olgularda başa çıkma mekanizmalarının ele alındığı uzun süreli psikoterapi gerekebilir.

 

ŞİZOFRENİFORM BOZUKLUK

            Şizofreninin karakteristik belirti ve bulgularının, 1 aydan uzun, 6 aydan kısa süre devam ettiği hastalar için kullanılan bir tanıdır. Eğer belirtiler, rezidüel olsa bile 6 aydan uzun sürerse tanı şizofrenidir.

Daha kısa süreli olması dışında şizofreniden farklı bir özelliği de, sosyal ve mesleki işlevsellikte belirgin kötüleşme olmamasıdır. Şizofrenide konuşmada ve içerikte fakirleşme, mantık dışılık, teğetsellik, perseverasyon ve çağrışımlarda çözülme şizofreniform bozukluğa göre daha sıktır. Bu farklılık da ayırıcı tanıda kullanılabilir.

            Bu hastalarla yapılan takip çalışmaları, hastaların önemli bir bölümünde ilerde şizofreni, duygudurum bozukluğu veya şizoaffektif bozukluk gibi major psikiyatrik bozuklukların geliştiğini göstermiştir. Ailede sıklıkla şizofreni veya duygudurum bozukluğu öyküsü vardır.

            Tedavide akut dönemde antipsikotikler kullanılır. Eğer destekleyici bir sosyal çevresi varsa ve belirtiler çok alevli değilse, başlangıçta ilaçsız izlem de mümkün olabilir, çünkü bazı olgularda bu hastalık kendi kendini sınırlayan bir nitelik göstermektedir. Antipsikotik başlama ve doz ayarlama stratejileri şizofreniye benzer. 3-6 aylık tedavi genelde yeterli olur. Yineleyen olgularda ve rezidüel belirtilerin sürdüğü olgularda tedavi daha uzun sürmelidir.

PAYLAŞILMIŞ PSİKOTİK BOZUKLUK

            İki (folie a deux) veya daha fazla kişinin aynı sanrı sistemini paylaşmasıdır. Karşılıklı bağımlılıktan kaynaklanan, psikolojik kökenli bir hastalık olduğu düşünülmektedir. Genelde asıl hasta olan kişi baskın, diğer kişi pasiftir ve baskın kişinin etkisinde kalır. Baskın kişi genelde daha yaşlı, zeki, eğitimli, daha güçlü bir kişilik yapısında sahiptir. Sanrılar çoğunlukla bizar değildir, sıklıkla kötülük görme ve hipokondriak içeriklidir. Sanrı, intihar ve adam öldürme planlarına neden olabilir.

            Tipik özellik bu kişiler arasında karmaşık, bağımlı bir ilişki olmasıdır. Baskın olma ve boyun eğme sık izlenen bir ilişki tarzıdır. Aynı sanrıların aynı anda ortaya çıkması veya sanrıların bazı yönlerinin paylaşılması da olasıdır. Kadınlarda daha sıktır. Olguların büyük çoğunluğu aynı ailenin içersindedir.

            Tedavide ilk adım baskın eşi ayırmaktır. Kişilerin ayrılması %40 oranında düzelmeye neden olur. Ayrıldıkları halde belirtiler düzelmezse antipsikotik tedavi düşünülebilir.

 

KAYNAKLAR

1-      Yüksel N (2006). Ruhsal Hastalıklar kitabı. MN Medikal & Nobel, 3. baskı, Ankara.

2-      Kaplan HI, Sadock BJ, Grebb JA (1994). Synopsis of Psychiatry. Williams & Wilkins, 7th edition, Baltimore, Maryland.

3-      Hales RE, Yudofsky SC (2004). Essentials of Clinical Psychiatry. American Psychiatric Publishing, 2nd edition, Washington, DC.

Alıntı: http://www.med.gazi.edu.tr/

PDR forum.net

DİĞER PSİKOTİK BOZUKLUKLAR
« : Mayıs 10, 2008, 09:51:56 ÖS »

 


Facebook Comments