Gönderen Konu: DEHB de Ritalin kullanımına dair çarpıcı etkileri  (Okunma sayısı 12645 defa)

Çevrimdışı mtcanbay

  • PDR Forum.Net
  • Yönetim
  • Üye
  • *****
  • İleti: 871
  • Karizma 3293
DEHB de Ritalin kullanımına dair çarpıcı etkileri
« : Ekim 24, 2007, 10:56:27 ÖÖ »
Araştırma sonuçları, ebeveynleri rahatsız edecek türden, çünkü Ritalin tıpkı kokain gibi etki etkiyor. Ritalin'in yarattığı etkiyi olumlu sosyal ilişkilerle ve deneyimlerle de yaratmak mümkün.Düzenli olarak Amerikada hergün 4 ila 6 milyon arası çocuğun hiperaktivite ve dikkat eksikliği (HADE) tedavisi adına kullandığı Ritalinin (methylphenidate) beyinde nasıl etki yaptığına dair 40 yıldır cevap bekleyen soru, ileri beyin görüntüleme teknikleri sayesinde nihayet cevaplanıyor. Sonuçlar, ebeveynleri rahatsız edecek türden, çünkü Ritalin tıpkı kokain gibi etki etkiyor (Journal of Neuroscience, 2001, 21: RC121).

Ağızdan hap olarak alınan Ritalinin insanları nadiren uçurduğu (1) ve bağımlılık yarattığı söyleniyor. (2) Bununla birlikte, New York Brookhaven Ulusal Laboratuvarı'nda çalışan psikiyatrist ve beyin görüntüleme uzmanı Nora Volkow, sıvı olarak enjekte edildiğinde madde bağımlılarının Ritalin'i çok sevdiklerini söylüyor. Madde bağımlıları Ritalin için tıpkı kokain gibi diyorlar.
Kimyasal maddelerin etkileriyle ilgili beyin görüntüleme konusunda alanında önde gelen bir ekip olan Volkow ve meslekdaşları, yıllardır positron emission tomography (PET) ve diğer ileri teknikleri kullanarak bağımlılık yapan ilaç ve maddelerin beyin üzerindeki etkisini araştırıyorlar. Uzun bir listeden oluşan bulguları arasında, tutkun (compulsive) davranışların, örneğin madde kullanımının ve aşırı yemek yemenin, beyinde dopamin sistemiyle alakalı olduğu da var.

Bir Paradoks
Brookhavenda yaşam bilimleri laboratuvarı şefi olan Volkow, bu araştırmaların bir uzantısı olarak, yasal bir uyarıcı ilacın Ritalinin bilinmeyen yanlarını ortaya çıkarmaya soyundu. HADE tedavisinde yaklaşık 40 yıldır kullanılıyor olmasına rağmen, psikiyatristler ve farmakologlar ilacın nasıl ve niçin etki ettiğini hâlâ bilmiyorlar. Kimyasal olarak kokaine ve diğer uyarıcılara benzeyen methylphenidate garip bir paradoks sunuyor: normal koşullarda hareketliliği arttıran bir madde olmasına karşın, HADEli kişilerde, garip bir şekilde hareketliliği azaltıyor ve odaklanmaya yardımcı oluyor. Fakat, araştırmalar gösteriyor ki, HADEli olmayan insanların yüzde ellisi bu maddeyi aldıklarında, çok fazla kahve içmeye benzer nahoş bir durum oluştuğunu söylüyorlar.
Bir basın açıklaması sırasında Volkow, metilfenidatın nasıl etki ettiğini beyin görüntüleme tekniği yoluyla ortaya çıkarmak bende neredeyse bir takıntı haline geldi diye konuşuyordu. Bir psikiyatrist olarak ilaç hakkında hiçbir şey bilmiyor olmaktan utanıyorum, çünkü bu ilaç yetişkinlere değil, yoğun bir şekilde çocuklara verdiğimiz bir ilaç.Bunun üzerine Volkow ve ekibi, öğrenme, yemek ve cinsel ilişki gibi insana haz veren deneyimler sırasında ödül ve motivasyon devrelerini uyaran dopamin sistemini PET taramaları ile incelemeye başladılar. Örneğin haz veren deneyimlerden bir tanesini seçmek gerekirse, çukulatalı dondurmayı tatmak, basal gangliadaki hücreleri, dopamin moleküllerini salıvermek üzere tetikliyor. Bu moleküller, sinaps denen boşluklarda nöronlararası ödül devresi oluşturacak şekilde hareketleniyor. Nöronlar üzerindeki alıcılar, bu deneyim ilgi göstermeye değer şeklinde tercüme edilebilecek sinyalleri aktive ederek dopamini emiyor. Sinyaller çok fazla olursa, deneyim, nahoş ve aşırı uyarıcı yüklü oluyor, çok az olursa, bu kez de esnemeye, sıkıntıya ve odaklanamamaya yol açıyor.

İşte Volkow, metilfenidatın (Ritalinin) bu sinyalleri nasıl etkiliyor olduğunu bulmaya çalışıyor. Fakat Volkow, dopamin alıcılarına odaklanmak yerine, sistemin bir başka kısmında iz sürüyor. Haz sinyalleri yollandıktan sonra, dopamin molekülleri onları üreten nöronlara geri dönüyorlar. O noktada, aynı zamanda auto-receptors da denilen taşıyıcılar devreye giriyor ve bir nevi elektrikli süpürge gibi çalışarak sinapsları yeni bir dolaşım için temizliyor.Önceki araştırmalar, kokainin, bu taşıyıcıların %50sini bloke ettiğini ve böylelikle sinapstaki dopamini aşırı bir şekilde arttırdığını ve haz duygusunun tavana vurmasına sebep olduğunu göstermişti. Farmakologlar, metilfenidatın, kimyasal özellikler açısından kokaine benzerliği nedeniyle, aynı şekilde hareket edeceğini, fakat daha az taşıyıcıyı bloke ederek daha az etkili olacağını düşünmüşlerdi. Yüksek dozlarla gerçekleştirilen hayvan deneyleri bu tahmini güçlendirmişti.

Şaşırtıcı Sonuçlar
Dolayısıyla, Volkow ve ekibi, bu durumu tespit edebilmek üzere, dopamin alıcılarını belirleyen radyoaktif madde raclopride ile, değişik dozlarda metilfenidat (Ritalin) alan 11 sağlıklı erkeğin beynini görüntüledi. Sonuçlar şok ediciydi.Çok şaşırmıştık, diye anlatıyor Volkow. Bunu beklemiyorduk. Kokaine kıyasla daha az etkili bir taşıyıcı engelleyicisi olduğunu düşünürken, metilfenidatın daha etkili olduğunu bulmuşlardı. Çocuklara verilen kilo başına 0.5mg.lık doz, dopamin taşıyıcılarının %70ini bloke ediyordu (hatırlayalım, kokain %50sini bloke ediyordu).
Volkow ve ekibi, bu durumda olası iki teori üzerinde yoğunlaştılar.
Metilfenidat, tıpkı kokain gibi, uçuşa ve bağımlılığa yol açacak kuvvetli sinyalleri yaratarak dopamin geri alımını bloke ediyor olabilirdi. Fakat bu on yılların klinik deneyimleriyle örtüşmüyordu. (2)
Diğer olasılık ise şuydu: Belki metilfenidat beyine yavaş yavaş sızıyordu ve ilaç molekülleri, taşıyıcıları teker teker bloke ederken, dopamin hücreleri de vites değiştiriyordu. Fabrikada seri üretim hattında nasıl ustabaşı işçilere yavaşlamalarını söylüyorsa, hücre de, taşıyıcı fazlalığını, çok fazla dopamin üretimi olduğuna dair bir işaret olarak yorumluyordu. Nöron, ödül sinyalini baskılayarak sinapsa daha az dopamin yolluyor ve üretimi yavaşlatıyordu. Bu iki teori birbiriyle çelişiyordu. Fakat Volkow telaşlanmadı, verilere bakmak gerek, dedi. Yani, sinapslarda dolaşımda olan dopamin miktarı ölçülecekti. Öyle de yapıldı. Şanslarına, araştırmacıların elinde sadece açık dopamin alıcılarını tespit eden başka bir radyoaktif madde mevcuttu. Düşük PET sinyali, açık dopamin alıcılarının az sayıda olduğunu, dolayısıyla sinapsta yüksek miktarda dopaminin dolaşımda olduğunu gösterecekti. Gönüllü deneklerden toplanan veriler biraraya getirildiğinde, ekip ikinci şoku yaşamıştı. Metilfenidat alanlarda, tıpkı kokain kullananlarda olduğu gibi, hücre dışı dopamin miktarı çok yüksek çıkıyordu. Fakat eğer metilfenidat kokain gibi çalışıyorsa, neden Ritalin kullanan milyonlarca çocuk uçuş yaşamıyordu ve bu çocuklarda bağımlılık oluşmuyordu? (2)

Cevap Bulunuyor
Sorunun cevabı, Volkow kendi verilerini bir başka araştırma ekibinin verileriyle birleştirince bulundu. Massachusetts Genel Hastanesi ve Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesinden Darin Dougherty ve meslekdaşları, HADEli kişilerin diğer insanlara kıyasla daha çok sayıda dopamin taşıyıcısına sahip olduklarını bildiriyordu (Lancet, 1999, 354: 2132-2133). Bu fazlalık her bir hücrenin temizlik gücünü arttrıyordu; dopamin, sinapsa fırlatıldığında, daha ödül devresi alıcılarına konuşlanmasına firsat bulamadan geri emiliyordu. Dopamin, bir sinyal yollamasına yeterli zamanı bulamıyordu, diyor Volkow.
Nihayet her şey bir anlam kazanmaya başlamıştı. HADEli çocuklar zayıf dopamin sinyali üretiyorlardı, yani genellikle ilginç faaliyetler düşük oranda ödül sunuyordu. Bunun sonucu, dikkat ve ilgi devreleri yeterli beslenemiyordu. Aynı zamanda, bununla ilişkili başka bir deneyim de yaşıyorlardı: rasgele ve düzensiz nöron ateşlemesi. Ya da, Volkowun ifadesiyle, çok gürültü, az sinyal. Bu arkaplandaki gürültü, konsantrasyonu engelliyor ve çocuğun dikkatinin dağılmasına sebep oluyordu.Metilfenidat bu ilişkiyi tersine çeviriyor, sinyali arttırıyor, gürültüyü azaltıyordu. Birisi Ritalin yuttuğunda, madde kana karışıyor, nihayet beyne ulaşıyor ve dopamin taşıyıcılarını bloke ederek dikkatle ilgili sinyalleri arttırıyordu. Bir kez daha hatırlamak gerekir ki, kokain de aynı işi yapıyordu. Fakat, kokain ve metilfenidat bir açıdan farklılık gösteriyordu: metilfenidatın dopamin seviyesini yükseltmesi yaklaşık bir saat sürerken, burundan veya damardan alınan kokainin aynı işi yapması saniyeler sürüyordu. Bağımlılığa giden yolda, anahtar, dopamin artışının hangi hızda gerçekleştiğinde, diyor Volkow.Fakat Volkow ve ekibi, bu hız faktörünün neden bu kadar önemli olduğu konusunda kesin bir fikre sahip değil; ilerki araştırmalar buna odaklanacak. Ekip aynı zamanda, HADEli gönüllü deneklerin dinlenme anında ve bir şeye odaklanırken dopamin seviyelerinin görüntülemesini de yapmayı planlıyor. Diğer araştırmalar, çocukların dopamin taşıyıcısı seviyelerinin erken dönemlerde tespit edilebilmesi için moleküler araçlar geliştirmeye odaklanacak; böylelikle, yüksek taşıyıcı seviyesine sahip olanlar erken yaşta tespit edilebilecek ve ilaç kullanımına gerek kalmadan, davranışsal çözümler için teşvik edilecekler. Sosyal ilişkilerin dopamin alıcılarının sayısını arttırdığını biliyoruz, diyor Volkow.(3) Fakat, iyi sosyal ilişkilerin, taşıyıcı seviyelerini de etkileyip etkilemediği bilinmiyor.Metilfenidatı yıllarca kullanmanın dopamin üzerindeki etkisinin ne olduğu bir başka bilinmeyen konu. Bu konuda yapılmış iki büyük epidemiyolojik araştırma, birbiriyle çelişkili sonuçlar sunuyor. Birisi, HADEli çocuklardan ilaç kullananların, ilaç kullanmayanlara kıyasla daha fazla madde bağımlılığına yakalandığını duyuruyor (Journal of Learning Disabilities, 1998, 31: 533-544), diğeri ilaç kullanmayanların daha fazla madde bağımlığına yakalandığını (Pediatrics, 1999, 104:e20). (2)Dopamin alıcısı düzeyi düşük olan insanlar madde bağımlılığı riski altında olduğu için, Volkow, araştırmacıların, metilfenidatın dopamin sisteminin tamamına etki edip etmediğini anlamak zorunda olduklarını söylüyor. Yoğun Ritalin kullanımı, kokain gibi, insanın düşük dopamin aktivitesi yaşaması olasılığını arttırır mı? Anahtar soru budur ve henüz kimse bunun cevabını bulabilmiş değil.
----
(*) "Pay attention: Ritalin acts much like cocaine", Amerikan Tıp Birliği Dergisi, Tıbbi Haberler ve Görüşler Bölümü, (JAMA, The Journal of the American Medical Association, Medical News & Prespectives), 22-29 Ağustos 2001, cilt 286, sayı 8, s. 905-906]

Çevirenin notları:
(1) İngilizce argoda high çeşitli yasadışı maddelerin yarattığı etkiyi tanımlıyor.
(2) Yukarıdaki yazının dört yerinde, Ritalinin kokain gibi bağımlılık yarattığına dair kesin bulguların olmadığı ifade veya ima ediliyor. Aslında, yazının sondan ikinci paragrafında da adı anılan 1998 tarihli araştırma, Ritalin alanların almayanlara kıyasla iki misli kokain bağımlısı olduklarını çok açık bir şekilde gösteriyor. Beş yüze yakın çocuğu 20 yıl boyunca takip eden araştırmacılar, öylesine titiz ve bağımsız bir çalışma yürütüyorlar ki hayran olmamak elde değil. Fakat, nedense bu araştırma bulguları, psikiyatristlerce gözardı ediliyor. Gene yukarıda aynı paragrafta adı anılan 1999 tarihli, fevkalade küçük bir grubu 4 yıl izleyen ve çok zayıf ve taraflı metodolojisi ile hiçbir güvenilir yanı olmayan ısmarlama araştırmayı öne çıkarıyorlar. Oysa, bu iki araştırma yan yana getirilemez bile!
(3) Volkowun bu sözleri, insanın sosyal bir varlık olduğunu unutanların dünyasından geldiği için, çok anlamlı. Psikolojik rahatsızlığın biyokimyasal dengesizlikler yüzünden oluştuğunu iddia edenler, tipik bir şekilde sebeplerle sonuçları karıştırıyorlar. Biyokimyasal süreçler, insanların yaşam deneyimlerinin bir sonucudur, bu yaşam deneyimlerinin sebebi değil. İşte Volkowun, yani bir psikiyatrist ve beyin görüntüleme uzmanının, bu yönde ifadesi, çok önemli. Öte yandan, eğer yukarıdaki yazıyı anlamakta zorlandıysanız, ki sanırım okurken önemli bir grup okuyucunun kafası karışmıştır, bu zorlanmayı ve kafa karışıklığını bilgisizliğinize yormayın; zira, kafaları karışık olanlar okurlar değil, Volkow ve benzerleri. Ve az önce sözünü ettiğim yaşam deneyimi ayağını eksik bıraktıkları için, yani sadece beyinde olan bitene, beynin etkileşimsel özelliğini gözardı ederek baktıkları için, beklentilerinin doğrulanmadığı her denemeden sonra, işleri daha da karıştıran başka girişimlerde bulunuyorlar. Yukarıdaki yazı, bu kafa karışıklığını bence gayet güzel aktarmış. Neticede, o kadar uğraşmalarına rağmen, Ritalinin kokaine çok benzer özellikler taşıdığını çürütebilmiş değiller.

Hiperaktif Çocuklarda Kontrolden Çıkan İlaç Kullanımı
Gunjan Sinha, Populer Science, Haziran 2001, cilt 258, sayı 6, sayfa 48 (Çevirenler: Kıvılcım Erdil ve Üstün Öngel)

Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği tedavisinde ilaç kullanımı jet hızıyla artarken, yeni araştırmalar, uzun vadede ilaçların yararı olmadığını gösteriyor.Dr. Lawrence Diller, bir çocuk hekimi ve aile terapisti. Diğer hekimlere benzemiyor. Çoğu, hastalarına yeteri kadar zaman ayırmazken, o, hastalarını saatlerce dikkatle dinliyor. Mesleki pratiğinde, dinlemek, hastanın sorunlarını çözmenin olmazsa olmaz koşulu.Son zamanlarda, bir salgına dönüşen şekilde, ana-babalar, çocuklarının hiperaktivite ve dikkat eksikliğine (HADE) yakalanıp yakalanmadığını öğrenmek için kapısını aşındırıyorlar.

İlaç Kullanımı %700 arttı
HADE'yi tedavi etmekte en yaygın reçete edilen Ritalin'in kullanımı, 1990dan bu yana %700 artmış. Daha uzun süreli etkisi olduğu söylenen yeni versiyonu Concerta ile bu rakamlar daha da yukarıya fırlayacak gibi görünüyor. Bunun yanı sıra, bir başka ilaç Adderal, Ritalin'i de geçmiş durumda ve 1996'dan bugüne kullanımının 5 misli artmış olduğu biliniyor. Bu artışlar, bu kadar yüksek olmasına karşın, bilim insanlarının çoğunun dikkatini çekmemiş görünüyor. Uzmanlar bu rahatsızlığın nüfusun %3ü ila %5ini etkilediğini, dolayısıyla ilaç kullanımındaki bu artışın, rahatsızlığa yakalanmış insanların giderek daha çoğunun tedaviye başvurmasıyla ilgili olduğunu söylüyorlar.
Fakat Lawrence Diller böyle düşünmüyor; 1990lardan itibaren, çok fazla sayıda insanın sosyal ve kültürel problemlerin çözümü için kolay tarafından ilaçları tercih ettiğini söylemekte. Okullara ayrılan kaynakların azalması, kalabalıklaşan sınıflar, işten başlarını kaşıyacak vakitleri olmayan ebeveynler, ilacın kolay bir çıkış yolu olarak tercih edilmesine yol açıyor. Ancak o kadar tehlikeli ki bu durum, söz konusu ilaçların henüz uzun vadede ne gibi etkileri olduğu bilimsel olarak araştırılmış değil. (1)
Günümüzde, 200 bini iki ila dört yaş arasında olmak üzere, 3 ila 5 milyon Amerikalı çocuğa HADE teşhisi konuyor.
Lawrence Diller, 1998 yılında yayınladığı Ritalin Çılgınlığı adlı kitabıyla bu giderek artan abartılı teşhise tepki gösteren ilk kişi olma özelliği taşıyor. Fakat çok az kişinin dikkatini çekebilmiş durumda. O günden bu yana, bu konuda sürekli görüşlerini dile getiriyor ve geçen yıl Salon.com adlı web sitesinde yazdığı bir dizi yazı, ona Profesyonel Gazeteciler Derneği ödülünü kazandırdı. Yakın zamanda ise, yeni araştırmalar ve kamuoyunda oluşan tepkiler, ilacın uzun vadede işe yaramadığını öne çıkarınca, ilacın giderek artan oranda kullanılmasına karşı kaygılar da artmaya başladı.

Teşhisin tıpla, bilimle alakası yok
Hekimler HADE teşhisini Amerikan Psikiyatri Birliğinin kutsal kitabıdSMde (teşhis rehberi) yer alan kriterlere göre koymakta. Rehber, rahatsızlığı üç gruba ayırmakta: dikkat eksikliği, hiperaktivite/dürtüsellik, ve birleşik.Fakat teşhis konması için, bir çocuğun ne düzeyde dürtüsel, hiperaktif ve dikkatsiz olması gerektiği belli değil. Ölçüler tamamen subjektif. Her çocuk zaman zaman olumsuz davranışlar sergileyebiliyor. Rahatsızlığın teşhis edilebilmesi için hiçbir biyolojik test olmadığından, teşhis tamamıyle subjektif ve tıpla bilimle alakası yok. (2)
Lawrence Diller, her kim ki hekime HADE ile ilgili başvursa ve ilaç almak istese, her seferinde klinikten reçeteyle ayrılacak sanki, diyor. Ben daha az ilaca başvuruyor muyum emin değilim, ama sayısız çocukta, öğretmeni HADE olduğunu söylese ve çocuğun ilaç almasını önerse bile, hiç ilaç kullanmadan ve davranışsal yaklaşımla hem evde hem okulda iyi sonuçlar aldığımı biliyorum.
Diller, çocuğa teşhis koymadan önce, asgari 3 saat konuşma ve değerlendirme için vakit ayırıyor. Ayrıca çocuğun okul ortamındaki durumunu da sağlıklı değerlendirmek için, çocuğun öğretmeni ile de konuşuyor. Fakat diğer hekimler çok kısa sürede belirtilere bakarak hemen teşhis koyuveriyorlar.

Ritalin: Kokainle Akraba
Etkin maddesi methylphenidateın kafein ve kokainle akraba olduğu Ritalin, İsviçre şirketi Novartis (daha önce Ciba-Geigy) tarafından üretiliyor. Ritalinin yanı sıra, Adderal, Concerta ve Dexedrine gibi başka uyarıcı ilaçlar da yaygın bir şekilde kullanılmakta. Çok çeşitli olumsuz etkileri var bu ilaçların. Örneğin, uykusuzluk, iştah kaybı, büyüme hormonu zayıflaması vb. Methylphenidateın beyinde dopamini etkilediği düşünülüyor.Bir biyokimyasal olan dopamin, diğer bazı duygular gibi, haz duygusunu belirliyor. Dopamin beyin hücreleri arasında taşıyıcılık yapıyor. Ritalin ise, dopamin geri alımını yavaşlatıyor, dolayısıyla dopamin azlığını dengelemiş oluyor. Bunun nasıl olup da hiperaktiviteyi azalttığını ve dikkati ve odaklanmayı arttırdığını henüz kimse bilmiyor. Ayrıca, uyarıcılar sadece HADEli insanların değil, herkesin dikkatini arttırmasını sağlıyor ve Dillera göre problem tam da bu zaten: Hiç de sağlıklı bir tanımlanmış bir durum değil bu; zira, bu uyarıcılar herkesin sıkıcı ve zor konulara odaklanmasına yardımcı oluyor. Başarıya ve performansa kafayı takmış bir toplumda bu hastalık bir salgına dönüşmüş durumda.

Ailede Herkes İlaç Kullanıyor
Örneğin Taylor ailesine bakalım. Kate ve Mike Taylorın (asıl adları başka) 8, 11 ve 13 yaşlarında üç çocuğu var. Ailenin tüm üyeleri değişen dozlarda Ritalin kullanıyor. Daha önce hekimler çocuklara HADE teşhisi koymuşlar ve aile Dillera teşhisi teyit ettirmek için gelmiş.
Mike itfaiyeci, Kate ise ev hanımı. Üç çocuk da bir yıldan fazladır ev-okulu eğitimi almakta ve derslerinde üstün başarı göstermekteler ve büyük iki çocuk şimdilerde bir cemiyet kolejinde eğitimlerine devam etmekteler.(3)
Ailenin 11 yaşındaki çocuğu günde üç kez Ritalin kullanmakta ailede en yüksek dozu alan da bu çocuk. Görüşme sırasında, Diller, çocuğun ilacı akşamları da almasının gereksiz olabileceğini söylediğinde, Kate ilacı azaltmaya yanaşmaz bir tavır gösteriyor. Çünkü çocuk yüzme sporuyla ilgileniyor ve ilaç, performansına yardımcı oluyor. (4)
Gerçekte tek HADE problemi olan, ortanca çocuktu, diyor Diller. Çocuk, ilacı kestiğinde oldukça dürtüsel ve hiperaktif özellikler sergiliyordu. Fakat, okula devam ettiği dönemlerde performansı zekâsının üst düzeyde olduğunu gösteriyordu.
Lawrence Diller, Kate ve Mikeın çocuklarını nasıl disipline edeceklerine dair yardıma ihtiyaçları olduğunu tespit etmişti. İşin gerçeği, HADEli ailelerin %90ının başlangıçtan itibaren disiplin problemleri olduğunu da görüyordu. Taylor ailesine de, bir yıl boyunca davranışsal terapi uygulamıştı. Bir dönem, terapi, çocuklardan uzaklaşıp, Mike ve Katein evlilik problemlerine odaklanmıştı. Önemli ilerlemeler sağlamış olmalarına karşın, Kate ve Mike hâlâ çocuklarının ilaca ihtiyacı olduğunu düşünmeye devam etmişti.

Uzun Vadede Ne Oluyor?
Ritalin 1960lardan beri kullanılıyor olmasına rağmen, araştırmaların çoğu ilacın sadece birkaç haftalık süre zarfındaki etkisini incelemiş ve sadece HADE semptomlarının hafiflemesine odaklanmıştı. Bugüne kadar yapılan en büyük ve en uzun süreli çalışma (1999 yılında yayınlanan) 14 ay sürmüş ve ilaçla tedavinin davranışsal terapiye kıyasla daha etkili olduğunu bulmuş. Fakat, başka bağımsız araştırmacılar verileri yeniden analiz ettiklerinde, davranışsal terapiyle birlikte ilacın, sadece ilaca kıyasla daha etkili olduğunu bulmuşlar. Öte yandan, kimse negatif etkilere bakmamış. Oysa, bazı çocuklar, birlikte yapılan faaliyetler yerine daha çok yalnız yapılan işleri tercih eder hale gelmişler. İlave olarak, ilaç uzun süreli kullanıldığında çocuğun özgüveni ve diğer kişilik özellikleri açısından olumsuzluklar yaratmış. (5)

İlaç işe yaramıyor
Bir yandan HADEnin giderek daha yaygın bir şekilde teşhis ediliyor olduğu tartışılırken, bazı uzun süreli araştırma sonuçları ilaçların çocuklara gerçekten yardım etmiyor olduğunu göstermeye de başlamış durumda. Wisconsin Üniversitesi İnsan Gelişimi Merkezi araştırmacılarından William Fankenberger ve Christine Cannonın 1999da yayınlanan çalışması, 4 yıllık süre zarfında, ilaç alan HADEli çocukların, aynı IQ düzeyinde ve aynı kişilik özelliklerine sahip HADEli olmayan çocuklara kıyasla standart performans testlerinde daha düşük puanlar aldığını göstermiştir.
Virginia Tıp Fakültesinden çocuk doktoru ve psikiyatrist Gretchen LeFever, aynı şekilde HADEli çocukların ilkokul düzeyinde akranlarıyla eğitim başarıları açısından kıyaslamasını yapmakta. İlk bulgular, Wisconsin Üniversitesi çalışmasıyla aynı paralelde. Her iki araştırma da, gerçek yaşam koşullarında değil de klinik ortamında çok sıkı kontrol altında gerçekleştirilen diğer araştırmaların ilacı etkili göstermesinin yanıltıcı olduğunu açığa çıkarmış durumda.

Ekip çalışması
Gretchen LeFever, güneydoğu Virginia’da Ritalin kullanımının Amerikanın geneline kıyasla üç misli fazla olduğunu ve ilaç alan çocukların okul başarısının iyileşmediğini tespit edince, acilen bir şeyler yapmak gerektiğine karar verdi. Eğitim Bakanlığından gelen 450 bin dolarlık araştırma fonu sayesinde, Doğu Virginia Tıp Fakültesinde çocuk hekimi ve psikiyatrist olarak çalışan LeFever, HADEli çocukların okul başarılarını arttırmakla ilgili bir projeyi de başlatmış.
Okul Ortamında Eğitim Kalitesini Arttırmak İçin Elele Neler Yapabiliriz başlıklı söz konusu proje, Virginiada bir ilkokulda, 4 yıl boyunca ebeveynlerle, öğretmenlerle ve okul personeliyle elele HADEli çocukların sorunlarını çözmeyi amaçlıyor.

Mahkeme yolu görünüyor
Bu araştırmalar, diğer gelişmelerle birlikte, konuyla ilgili tartışmaların artmasına yol açtı. Bu gelişmelerin en dikkat çekici olanı, Mississipi avukatlarından Richard Scruggs ve ekibinin, iki eyalette ve Puerto Ricoda, Amerikan Psikiyatri Birliğine ve Ritalinin üreticisi Novartise karşı, olmayan hastalığı yarattıkları ve ilaç satışlarını arttırdıkları iddiasıyla dava açmasıydı.

Bir Amerikan Hastalığı
Lawrence Diller, kitabı yayınladığında ne gibi tepkiler alacağını biliyordu. Fakat, HADEye yol açan büyük faktörlerle ilgili daha fazla sessiz kalamazdı. Diller, en önemli büyük faktörün, bizatihi Amerikan kültürü olduğunu ifade ediyor. Amerika, dünyada üretilen Ritalinin %90ını tüketmekte (dünya nüfusunun %5ini oluşturmasına karşın). Avrupada, HADEye rastlanma oranı aşağı yukarı aynı olmasına rağmen, çok az ilaç tüketilmekte.
Amerikan kültürü tutarsız, diyor, Diller. Bir yandan bağımsızlığı yüceltirken, diğer yandan okulda itaati talep ediyoruz. Dört ila 14 yaş arası etkiye açık ve ruh hali değişken erkek çocuklar için bu çok karışık bir mesaj.Kısa ve çabuk çözümlere hayran bir kültürümüz var, diye ekliyor Diller. Benim de bir payım var bunda. İlaç veriyorum, çünkü ne okul sistemini ne de kültürel tutumları değiştiremiyorum. Fakat, çocuklara zarar veren ve çok tehlikeli bu faktörleri ve değerleri tartışmazsam, suç ortaklığı yapmış olacağım. Neticede gelip, çocuklarımız için nasıl bir toplum istiyoruz sorusuna dayanıyoruz.

Çevirenin notları:
(1) Ritalinin 40 yıldır kullanıldığı söyleniyor; ancak ne yazık ki uzun vadede yarattığı etkiler hala bilinmiyor. Tek bir araştırma var, evet, tek bir araştırma, ilacın uzun vadede nelere yol açtığına bakan; o da 20 yıllık uzun süre sonunda Ritalinin bağımlılık yarattığını gösteriyor! Lambert ve Hartsoughnun 1998 tarihli araştırması, ilaç kullananların, uzun vadede, ilaç kullanmayanlara kıyasla iki misli sigara ve kokain bağımlısı olduklarını gösteriyor!

(2) Teşhiste yaygın olarak kullanılan Conners ölçeğinin, ayırıcı bir şekilde HADEyi teşhis etmeye elverişli olmadığını gösteren yeni araştırmalar var; ölçek güvenilir değil; yani, sözgelimi anksiyetesi olan bir çocuk yanlışlıkla HADE teşhisi yiyebilir; zaten bir yeni araştırmaya göre de, %30-40 oranında HADE teşhisi yanlış konmakta.)

(3) Amerikada 1990lardan bu yana, 300 binlerde seyrederken şimdilerde 900 bin çocuk, okullarda formel eğitim almayıp, evlerde veya cemiyet merkezlerinde veya bazı üniversitelerin yürüttüğü programlarda home-schooling denilen ev-okullarında eğitim almaktalar. Sadece bu olgu bile, Amerikada eğitim sisteminden memnun olmayan insan sayısının ne kadar yüksek olduğunu ve hiperaktivite salgınının eğitim sistemiyle de doğrudan alakalı olduğunu gösteriyor. Ayrıca, kızını okula yollamayan Erkin Korayın kulağı çınlasın! Türkiyede bir marjinal muamalesi görürsünüz çocuğunuzu okula yollamazsanız; oysa, işte Amerikada, bazı üniversitelerin de dahil olduğualternatif eğitim uygulamaları hiç de marjinal filan değil!

(4) Ritalinin akraba olduğu amfetamin spor dünyasında doping maddesi olarak listelenmiş durumda ve bu maddeyi kullandığınızın tespit edilmesi uzun bir süre spordan uzaklaştırılmanız anlamına gelir.

(5) Söz konusu 1999 tarihli araştırma, çok ciddi metodolojik hatalar içerdiği için kıyasıya eleştirilmiştir; örneğin, ilaçla tedavi, 14 aylık süre içinde başlangıç dozu sürekli arttırılarak sürdürülmüşken, davranışsal terapi, 14 aylık sürenin son dört ayına girildiğinde nedense sona erdirilmiştir. Öte yandan ciddi analiz hataları, daha doğrusu taraflılığı da söz konusudur. İlaçla tedavide, sadece çekirdek semptomlarda, yani, dürtüsellik, aşırı hareketlilik ve dikkat eksikliğinde hafifleme görülürken, ve fakat çocuğun sosyal gelişiminde, kişilik özelliklerinde, okul başarısında herhangi bir gelişme görülmezken, davranışsal terapide, bu özellikler açısından ilaçla tedaviye kıyasla önemli avantajlar görülmüştür; ama nedense söz konusu araştırma, kamuoyuna tamamiyle taraflı bir şekilde ilacın üstünlüğünü gösteriyor diye lanse edilmiştir.

Dikkat: Ritalin Tıpkı Kokaine Benziyor! (*)
Brian Vastag (çeviren: Üstün Öngel)

PDR forum.net

DEHB de Ritalin kullanımına dair çarpıcı etkileri
« : Ekim 24, 2007, 10:56:27 ÖÖ »

 


Facebook Comments